PSİKOLOJİ

  • Toplumsal paranoya riskimiz yüksek


    “İnsanlar için birincil olan güven içinde olduğunu hissetmektir” diyen Yrd. Doç. Dr. Barış Önen Ünsalver sözlerini şöyle sürdürüyor: “Yeni biriyle tanıştığımızda ya da yeni bir ortama girdiğimizde hepimizin (bilinçli olsun ya da olmasın) ilk düşüncesi, ‘Bu bir dost mu düşman mı?’ veya ‘Burası güvenli mi yoksa tehlikeli mi?’ sorularıdır. Bu sorulara olumlu yanıt verilmesi halinde gevşememiz ve olağan halimizi sürdürmemiz münkündür. Ancak soruların yanıtı olumsuzsa gergin ve tetikte olup kendimizi korumak adına 5 duyumuzu açar, riskli saydığımız her tür ipucunu arar hale geliriz. Böyle durumlar bakışımızı yanlı hale getirip buluttan nem kapmamıza neden olur.


    Temel güvenlik hissinin zedelenmesi paranoya gelişiminde önemli bir tetikleyicidir. İçinde yaşadığımız toplumdaki huzursuzluk, savaş riskleri, belli grupların tehlikeli olarak damgalanması paranoid bir tutumun oluşturulmasını teşvik etse de kişinin bire bir paranoya hastası olmasına neden olmaz. Paranoid tutum; gruplaşmaların, empatinin ağır hasar görmesinin, toplumsal diyaloğun güçleşmesinin en önemli nedenlerindendir. Türkiye iç ve dış politikalarıyla bu riski taşıyan ülkeler arasında yer almaktadır.
    Olmadık şeylerden hesap sorarlar


    Paranoyası olan kişilerin en yakınlarına bile güvenmedikleri için, ilişkilerinde sürekli huzursuzluk ve gerilim bulunduğu belirtiliyor. Sık sık yakınlarını arayıp kontrol etme, olmadık şeylerden hesap sorma, öfkeli tepkilerinin merkezi yapma ve onların hayatlarını kısıtlamaya çalışarak psikolojik travma yaşatmanın tipik özellikler olduğu belirtiliyor. Bu kişilerin yakınlarında çeşitli psikiyatrik ve tıbbi hastalıkların geliştiği görülüyor. Paranoyak kişilerin çocuklarında özgüven yetersizliğiyle birlikte sosyal fobi ve benzeri kaygı bozuklukları gelişebileceği gibi, toplum düzenine aykırı, saldırgan ve isyankâr kişilik yapılanmaları da oluşabiliyor
    Tedavi edilmezse ne olur?


    Paranoyanın tedavi edilmemesi durumunda kişinin yakınlarının duygusal ve fiziksel istismar ve şiddete maruz kalabildikleri, bu konuda yasal sorunlar yaşanabildiği, kişinin tüm insani ilişkilerinin bundan olumsuz etkilenebileceği için iş kayıplarının, boşanmaların ve yalnız kalmaların yaşanabileceği belirtiliyor. Tedavi süresi hastanın klinik durumuna göre değişiklik gösterebiliyor. Kişinin davranış sorunları düzeldikten ve bozulmuş düşüncenin etkisi en aza indikten sonra bile 1-2 yıl ilaç kullanmak gerekebÖNCE KAYGI GÖRÜLÜYOR


    Paranoyası olan kişilerde önce kaygı görülüyor sonra da bu kaygıyla birlikte düşünce çarpıklıkları başlıyor. Bu durum çarpıtılmış düşünceler üzerinden algıda seçicilik ve kişinin bozulmuş düşüncesini destekleyen kanıtları biriktirerek yanlış yorumlara yol açabiliyor.


    Paranoyanın düşmanlık tipi, kıskançlık tipi, somatik (bedensel) tip, erotomanik tip gibi çeşitleri olabiliyor. Sorunla yaşanan stresli duruma tepki olarak geçici şekilde de karşılaşılıyor. Şizofreni ya da duygu durum bozuklukları ise paranoya hastalık tablosunun diğer belirtileri arasında bulunuyor.


    Önce kaygı meydana geliyor, ardından oluşan düşünce çarpıklıkları paranoyaya işaret ediyor. Çoğu kişi hastalığının farkında olmadan yaşıyor ve bu hastalık en çok sorun çözme becerisi olmayanlarda görülüyor. Tedaviyle davranış sorunları ve kişinin yakınları üzerindeki olumsuz etkiler hayli azalıyor. Paranoya testimiz sizi, kendinizi bu açıdan değerlendirmeye davet ediyor.


    Toplumda çoğu insan paranoyası olduğunun farkına varmadan ve bunun çok önemli problemlere yol açacağını düşünmeden yaşıyor. Oysa sorunun görmezden gelinip tedaviden kaçınılması hem paranoyası olan kişiye hem de yakınlarına büyük zarar veriyor. Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Barış Önen Ünsalver, “Paranoya bir düşünce bozukluğudur ve tedavisinde düşüncedeki çarpıklıklarla yüzleştirme ile alternatif düşünce geliştirmeye yarayan bilişsel psikoterapi tekniklerinin büyük yardımı vardır” diyor.