Sarp Özdoğan tarafından yazılan gönderiler

    Selamlar herkese. Bu başlıkta İstanbul ağırlıklı olmak üzere ülkemizde, özellikle henüz kar yağışı düşmemiş kıyı illerimizde ilk kar yağışının ne zaman düşebileceği hakkında 1-15 Ocak tarihlerini kapsayan bir analiz yapacağım. Uzun bir yazı olacak. Verilerin hepsini elimden geldiğince yorumlamaya çalıştım. Verilerin yorumlanması ile ilgili yazıyı es geçip direk neticeye görmek isteyenler, Direkt olarak yazının en sonundaki "Özet" başlığının altındaki paragrafa gidebilirler. Herkese iyi forumlar..



    Mevcut görsellerdeki (MJO faz tahmini, 10 hPa kutup-stratosfer sıcaklık ve rüzgâr tahminleri, GEFS members vb.) verileri incelediğimizde, stratosferik kutup girdabında (polar vortex) yılbaşına doğru bir miktar zayıflama görülse de tam anlamıyla büyük bir stratosferik ısınma (SSW) veya rüzgâr tersine dönmesi öngörülmüyor. 60 °N enleminde (10 hPa seviyesinde) rüzgâr hızları 60 m/sn civarından 40–45 m/sn aralığına düşüp ardından tekrar toparlanma eğiliminde. Bu, kutup girdabının hafifçe zayıflayabileceğini, ancak büyük ölçüde dağılmayacağını gösteriyor.

    Öte yandan MJO (Madden-Julian Osilasyonu) diyagramında da fazların genelde 3–4–5 aralığında kalacağı öngörülüyor. Bu fazlar, klasik olarak Türkiye üzerinde kış aylarında güçlü ve sürekli bir soğuk blokajı başlatan desenlerle daha az ilişkilidir (özellikle faz 7–8 veya 1 gibi NAO/AO’yu negatif tarafa itebilecek “soğuk senaryolar” burada belirgin değil).

    • Yılbaşı ve onu izleyen ilk birkaç günde atmosferik dinamiklerde (hem troposferik, hem stratosferik) belirgin bir “ani soğuma” tetikleyicisi henüz görünmüyor.
    • Stratosferdeki ılımanlaşma eğilimi ve MJO fazlarının durumu, kısa vadede keskin bir kutup kökenli soğuk dalgası ihtimalini zayıflatıyor.

    Yine de kış sürecinde, tekil siklonik sistemler veya Akdeniz kökenli alçak basınçlarla kısa süreli ve yerel kar sürprizleri her zaman olabilir. Bu verilerle bakıldığında “Ocak başından itibaren İstanbul’da kesin yoğun kar yağacak” demek için henüz kuvvetli bir dayanak yok. Mevcut tahminler, en iyi ihtimalle aralıklı yağış ve soğuk ataklarının yaşanabileceğine; ama kapsamlı ve kalıcı bir kar soğuklarının (özellikle deniz seviyesi için) yılbaşından hemen sonra net şekilde öne çıkmadığına işaret ediyor.

    Özetle, 1 Ocak 2025 ve takip eden günlerde İstanbul’da ve Türkiye genelinin büyük bölümünde kar olasılığı şu anki stratosfer verilerine göre orta-düşük bir sinyalle görünüyor.



    Bu veriler (EP-akısı, dalga ısı akısı/EHF diyagramları, zonal rüzgâr değişimi vb.) stratosferik dalga etkisini biraz daha netleştiriyor. Özellikle 29 Aralık 2024 civarında orta ve yüksek enlemlerde stratosfere doğru “dalga itkisinin” (wave forcing) arttığını görüyoruz. Bu durum, kutup girdabını (polar vortex) kısa süreli de olsa zayıflatabilecek bir dalga aktivitesi anlamına gelebilir.

    Ancak elimizdeki çizelgelerde kırmızı tonların hâlâ baskın olması (yani zonal rüzgârların pozitif, kuvvetli seyretmesi) ve EP-akısı diverjans konturlarının çoğunlukla “ılımlı” boyutta kalması, büyük çaplı bir ani stratosferik ısınma (SSW) veya rüzgâr yön değişikliği (örn. Doğuya dönme) tetiklenmesi için yeterli görünmüyor. Yani dalgalar, girdabı tamamen dağıtacak kadar güçlü değil.

    Neler Olabilir?

    1. Kutup girdabı kısmen yavaşlayabilir
      EP-akısı (dalga çarpması) verileri, 10 hPa seviyesinde rüzgârların günde 9–19 m/sn azalabileceğini gösteriyor. Bu, kutup girdabının “sıkı sarmal” yapısının biraz gevşemesine sebep olabilir. Ancak tekrar vurgulamak gerekirse, tam bir “kararsızlık” ya da “bölünme” sinyali yok.
    2. Troposfere Yansıma ve Türkiye’ye Olası Etkisi
      Dalga etkisinin stratosferden troposfere inebilmesi için kuvvetli, kalıcı ve kararlı bir ısınma/dalga kırılımı gerekiyor. Mevcut EHF (Eddy Heat Flux) ve Zonal Mean GPH anormallik haritaları, “orta ölçekli” bir dalga etkinliği işaret ediyor. Bu da kutba yakın basınç/desen değişiklikleri yaratabilir ama “Avrupa-Orta Doğu bloğunu” derinden etkileyecek büyük ölçekli bir negatif AO/NAO dönüşümüne dair güçlü bir kanıt sunmuyor.
    3. Ocak Başında İstanbul ve Türkiye Geneli Kar İhtimali
      • İstanbul Özelinde: Marmara Denizi’ne yakın, nispeten ılıman bir kent olarak yılın bu döneminde kar görmek için ya çok güçlü bir polar/arktik atak ya da Akdeniz üzerinden gelen soğuk çekirdekli siklonlar gerekir. Yukarıdaki veriler, yılbaşı civarında böylesi bir “sürpriz kar fırtınası” olasılığını henüz yüksek göstermiyor.
      • İç ve Doğu Bölgeler: Zaten coğrafi konum ve yükselti nedeniyle kar ihtimali daha doğaldır. Stratosferik veriler burada da “büyük bir soğuk dalgası”nı işaret etmiyor ama kısa süreli sistemler yerel kar yağışlarına yol açabilir.

    Sonuç ve Bir Parça Duygu

    Evet, stratosferde bir miktar dalga etkisi var; bu “kar sevenler” için kalbin bir parça daha hızlı atmasına sebep olabilir. Ancak bu ölçülü dalga aktivitesi, kutup girdabını dramatik biçimde parçalayacak gibi görünmüyor. Dolayısıyla, 1 Ocak 2025’ten itibaren beklenen tablo hâlâ “orta düzeyde soğuma sinyali, arada lokal kar ihtimalleri” şeklinde. İstanbul’un bembeyaz bir yılbaşı sabahına uyanması senaryosu içinse henüz veriler yeterince güçlü umutlar vadetmiyor.

    Tabii kışın doğası gereği, modellerin çerçeveleyemediği bir “hava sahnesi sürprizi” mümkün olabilir. Ama şu andaki göstergelerle, “kar coşkusu”nu tetikleyecek o büyük dalga kırılmasını henüz göremiyoruz. Yeni veriler geldikçe her şey değişebilir; kış sürprizlerle dolu ama şimdilik tablo ılımlı bir soğuk eğilimiyle sınırlı.



    1) AO (Arktik Salınım) ve NAO (Kuzey Atlantik Salınım)

    • AO Grafiği: 24 Aralık civarında hafif pozitif seviyede olan AO’nun (yaklaşık +1) 28–29 Aralık’tan itibaren sıfır çizgisine yaklaştığı ve yılbaşına doğru da negatif bölgeye geçmeye başladığı görülüyor. Ensemble ortalaması -1/-2 bandını işaret ederken, kontrol çalışması (mavi) -3/-4 gibi daha uç değerler gösterebiliyor.
      • Negatif AO, kutup enlemlerindeki yüksek basınç eğilimini artırırken orta ve alt enlemlere daha soğuk hava sarkma olasılığını çoğu zaman yükseltir. Fakat tek başına AO’nun negatif olması, “kesin soğuk hava dalgası” garantisi değildir; diğer modellerle doğrulanması gerekir.
    • NAO Grafiği: +2’li değerlerden hızla sıfıra gerileyerek 30 Aralık civarında nötr ya da hafif negatif seviyeye iniyor, 1–2 Ocak’tan itibaren ise ortalamada -1 ila -2 bandına geçiyor.
      • Negatif NAO genelde, Atlantik üzerindeki Azor Yüksek Basıncı ve İzlanda Alçak Basıncı arasında zayıflamış bir basınç farkı anlamına gelir. Bu durum, Atlantik’te daha blokajlı (blocking) bir desenin gelişmesine, Orta ve Batı Avrupa’ya soğukların inmesine kapı aralayabilir. Türkiye, NAO negatiften tam olarak faydalanmak için bazen ekstra faktörlere (Doğu Avrupa yüksek basınçları, Balkanlar’daki alçak basınç oluşumları vb.) ihtiyaç duyar.

    Neticede AO/NAO ikilisi, kış boyunca soğukların Avrupa ve Türkiye’ye yönelmesinde kilit rol oynar. Her ikisinin de yılbaşında ve Ocak ayının ilk haftasında negatif banda doğru kayması, bize soğuk hava akışı için bir pencere açıldığını söylemekte. Ama yeterli midir?


    2) PNA (Pasifik-Kuzey Amerika Salınımı) ve EPO (Doğu Pasifik Salınımı)

    • PNA Grafiği: Başlangıçta +1 ila +2 arasında seyrederken 27–28 Aralık sonrası 0 hatta -1 seviyelere doğru düşüş öngörülüyor. İlerleyen günlerde (Ocak ilk yarısı) yine negatif değerlerde kalma eğilimi var.
      • Negatif PNA, genellikle Kuzey Amerika’nın batısında alçak basınç/olumsuz koşullar, doğusunda ise görece yüksek basınç veya sırt (ridge) eğilimi anlamına gelir. Bu durum, zaman zaman Atlantik tarafına yansıyarak NAO’yu da etkileyebiliyor. Ancak PNA-Türkiye ilişkisi direkt değil, ABD’deki dalga paternini şekillendirerek küresel dalga trenini dolaylı yoldan etkileyebiliyor.
    • EPO Grafiği: 24 Aralık’ta +3 gibi oldukça pozitif değerlerdeyken, 29–30 Aralık civarında hızla +1, sonra 31 Aralık – 1 Ocak gibi nötr ya da -0.5/–1 seviyesine iniyor.
      • Negatif EPO, kutup kökenli soğukların Kuzey Amerika’nın doğusuna inmesini kolaylaştırma eğilimindedir. Avrupa’yı etkileme mekanizması yine dolaylı olsa da, küresel ölçekteki dalga salınımları (örn. polar jet dalgalanmaları) bundan etkilenir. Çok güçlü bir negatif EPO bazen Atlantik üzerinden Avrupa’ya blokajı besleyebilir; ancak tek başına Avrupa için mutlak soğuk anlamına gelmez.

    Özetle, PNA ve EPO da “Kuzey Yarımküre dalga düzeninde” son hafta-aralıkta belirgin dalgalanmalar gösteriyor. Kuzey Amerika açısından bakıldığında daha aktif bir dalga paterni oluşuyor. Bu, Atlantik tarafında potansiyel blokajlar ve NAO/AO’yu etkileyebilecek bir zincir reaksiyona dönüşebilir.


    3) Stratosfer ve MJO (Önceki Veriler)

    • Stratosferik Rüzgârlar & EP-Flux/EHF: Daha önceki analizlerde, 10 hPa seviyesinde rüzgârların bir miktar (günde 9–19 m/sn) yavaşlayabileceğini, ancak bunun tam bir ani stratosferik ısınma (SSW) veya vortex bölünmesi/kırılması seviyesine varmadığını gözlemledik. EP-Flux/EHF haritalarındaki dalga aktivitesi “orta şiddetli” kalıyor; yani kutup girdabını çok fazla dağıtmıyor.
    • MJO: Madden-Julian Osilasyonu fazlarının 3–4–5 civarında seyredeceği tahmin ediliyor. Kışın sert soğukları için genellikle 7–8 veya 1 gibi fazlar daha destekleyici olur; dolayısıyla MJO sinyali, bu dönemde Avrupa/Türkiye için “büyük soğuk” yönünde güçlü bir tetikleyici vermiyor.


    4) Tüm Verilere Göre Ana Fikir

    1. AO ve NAO’nun Negatif Eğilimi
      • 28 Aralık’tan itibaren giderek negatife kayan AO/NAO, Türkiye’nin yılbaşından sonra daha serin/soğuk havalara açık hale gelmesine yardımcı oluyor.
      • Ancak negatif AO/NAO, mutlak bir garanti değil. Özellikle İstanbul gibi deniz ikliminin etkili olduğu bölgelerde kar almak için ya güçlü bir Balkan/Sibirya kökenli soğuk atak ya da Akdeniz üzerinden gelen siklonik bir sistemin doğru açıyla konumlanması gerekiyor.
    2. Stratosfer Tam Kopmuyor, Ama Bir Miktar Zayıflıyor
      • EP-Flux artışı ve rüzgârlardaki yavaşlama, kutup girdabını “tam güç” korumaktan alıkoysa da, tamamen parçalamıyor. Bu da büyük ölçekli bir SSW senaryosunun (çok kuvvetli soğuklarla) devreye girmesini şimdilik engelliyor.
      • Yine de hafif zayıflamış bir girdap, genel sirkülasyonu değiştirerek orta enlemlere soğuk atakların sızma şansını biraz artırıyor.
    3. Küresel Dalga Paterni (PNA/EPO) Dalgalı, MJO Nötr-Ilımlı
      • Negatif PNA ve nötr/negatif EPO, Kuzey Amerika’da dalga etkinliğini güçlendirip Atlantik bloğunu tetikleyebilir. Fakat MJO fazı (3–4–5) şu an için Türkiye’yi destekleyen tipik soğuk faz senaryolarından uzakta.
      • Yani “karaya oturmuş” bir dev blokaj ya da büyük ölçekli “kutuplar açıldı, soğukları saldık” tablosu henüz yok. Ama dönem dönem kısa süreli soğuk dalga atakları yine mümkün.
    4. Türkiye ve Özellikle İstanbul İçin Kar Olasılıkları
      • Aralık sonu – Ocak başı aralığında, negatif AO/NAO sayesinde orta düzeyde soğuma sinyali var.
      • Doğu Anadolu, İç Anadolu ve yüksek kesimlerde mevsimsel olarak zaten kar gözükecektir.
      • İstanbul ve kıyı bölgeler için net, kuvvetli bir soğuk blokaj veya “kesin yoğun kar” henüz desteklenmiyor. Fakat model güncellemeleri ve olası Akdeniz kaynaklı kısa süreli siklonlar sürpriz oluşturabilir.
      • Kar sevenler için “ufukta tamamen ümitsiz bir tablo” yok, ama heyecanla beklenen o büyük soğuk senaryosu da (henüz) belirginleşmiş değil.


    Kısaca Özet (Ana Fikir)

    • Kutup girdabında sınırlı bir zayıflama var, tam dağılma yok.
    • AO/NAO’nun negatife geçmesi, Türkiye’ye soğuk hava akışına bir kapı aralıyor.
    • PNA/EPO dalgalanması daha çok Kuzey Amerika blokajlarına etki ediyor, ancak dolaylı olarak Atlantik üzerinden Avrupa’ya soğuk dalga transferini de kolaylaştırabilir.
    • MJO fazları ise Avrupa için “çok soğuk” aşamaları desteklemiyor.

    Tüm bunlar bir araya geldiğinde, 1 Ocak 2025 ve civarı için Türkiye genelinde “kademeli soğuma ve zaman zaman lokal kar ihtimalleri” öne çıkıyor. Şimdilik İstanbul’da kesin ve kalıcı bir kar beklentisi senaryosunu doğrulayacak güçte sinyal yok. Fakat ocak ayı ilerledikçe (AO/NAO’nun negatifte kalmaya devam etmesi ve modellerdeki olası değişikliklerle) daha ciddi bir soğuk atak imkânı artabilir.

    Kış sürprizlere açıktır; bu nedenle her yeni model güncellemesiyle tablo değişebilir. Ancak şu andaki ana fikir, “ılımlı soğuma kapısı açık, fakat henüz büyük bir kar fırtınası senaryosu verilerde net görünmüyor” şeklindedir.


    Özet

    • 1–15 Ocak aralığında, AO/NAO’nun negatife yönelmesi sayesinde Türkiye’de kademeli soğuma ve belli ölçüde soğuk hava dalgaları yaşanma ihtimali var.
    • Favori bölgeler olarak, yüksek rakımlı İç Anadolu ve Doğu Anadolu’nun kar yağışlarını alma olasılığı doğal olarak daha yüksek görünüyor.
    • İstanbul ve kıyı bölgeleri için “kesin yoğun kar” sinyali henüz güçlü değil; ancak beklenmedik bir Akdeniz alçak basıncı veya kısa süreli bir Balkan çıkışı sürpriz kar yağışlarına kapı aralayabilir.
    • Genel olarak aralıklı soğuk atakları ve bazı bölgelerde kısa süreli kar olasılığı var; fakat büyük ve uzun soluklu bir kar fırtınası senaryosu verilere göre şu an zayıf.
    • Ocak ayının ilk haftasından itibaren meteorolojik modellemeleri takip etmekte fayda var. Sistem/sistemlerin favori bölgesi , nereyi daha çok etkileyeceği hakkında ana fikiri oluşturmak açısından buna ihtiyaç duyacağız
    • Özellikle 7 Ocak tarihinden itibaren , daha heyecanlı güncellemeler görebiliriz. Henüz kesin olmamakla beraber ilk kar yağışını bu tarih aralığında bekliyorum şahsen :kar:

    Bu kış için oldukça heyecanlıyım çünkü elimdeki verilere göre, kar yağışsız geçen bir kışın ardından ümit verici sinyaller alıyorum. ECMWF mevsimsel basınç anomalisi haritalarını incelediğimde, Şubat 2025’te Avrupa genelinde alçak basınç sistemlerinin hakim olduğunu görüyorum. Bu tür sistemler, genellikle Karadeniz gibi bölgelerde kar yağışlarını destekleyen atmosferik şartlar yaratır. Yani, kışın ilerleyen aylarında özellikle Doğu Marmara -Karadeniz Bölgesinde kar yağışı beklentisi oldukça yüksek.

    QBO grafiği ise hava sirkülasyonlarını anlamamızı sağlıyor. Şu anda QBO, batılı fazda ilerliyor, bu da kutup vorteksinin güçlü kalma eğiliminde olduğunu gösteriyor. Ama bu, soğuk hava kütlelerinin her zaman kutuplarda kalacağı anlamına gelmez. Ara sıra, kuzeyden gelen soğuk hava dalgaları Türkiye’ye kadar inebilir ve bu da kar yağışlarını daha olası kılar. Özellikle Ocak ve Şubat aylarında bu tür dalgalarla karşılaşmamız çok muhtemel.

    Bir diğer önemli veri de Arktik Osilasyonu (AO). AO değerlerinin nötr ya da hafif negatif olması, soğuk havanın kuzeyden aşağıya inmesine izin verebilir. Bu da tam anlamıyla o özlenen kar yağışlarını beraberinde getirebilir. Karadeniz kıyıları için bu durum oldukça sevindirici. Kar yağışı sadece hava sıcaklıklarını düşürmekle kalmaz, aynı zamanda bölgedeki su kaynaklarını da destekler.

    Özetle, bu kış Türkiye’de aşırı sert bir kış beklenmiyor ama zaman zaman soğuk hava dalgalarıyla etkileyici kar yağışları yaşanabilir. Özellikle Karadeniz , Doğu Marmara ve Doğu Anadolu’da kar sevenleri sevindirecek gelişmeler olabilir.


    czmalff.png

    m8xynzu.jpg

    idbqsd9.jpg

    gy5iuzi.jpg

    cot3gg5.jpg

    4vimhn5.jpg

    Vay be bir eleştiri yaptık gelen söylemlere bak. Pusuda yatmış hepsi 😀

    Ben üyeyim ve burada faal bulunmuyorum. Tahmin blogumda yok yazayım. Bu işlerdende anlarım. Bana laf vurmayı bırakın.

    UsTaD sende bana oradan tehdit savurma. Ben elestri yaptım diye karşında çocuk varmış gibi kürek kafana vururum deme hakkını kim verdi sana. Biraz üstad gibi davran. Beni tehdit etme. Ben giderim hiç sıkıntı değil, kaybeden ben olmam.

    Ben kişileri eleştirim. Doğruya doğru yanlışa yanlış. Eleştiri kişiyi geliştirir. Kusura bakmayın saksakciligi da sevmem.

    Sıkıntı yok eleştiri yapabilirsiniz. Lakin burdaki insanlar sizi diğer platformlardan da tanıyor olabilirler. Önceden benim ile ilgili yazdığınız şeyler pek hoş değildi yapıcı davranmıyordunuz. Bu yüzden insanlar eleştirinizin samimiyetine inanmıyor olabilir.

    Modeller neden tutarsız ? , Neden bir günü bir gününü tutmuyor ? , Bölgesel olarak özellikle bu sene coğrafyamızda karşılaştığımız bu durumdan teknik olarak nelerin sebep olduğundan bahsedeceğim size. Böylelikle farklı platformlarda rastladığımız "Alaylı" meteoroloji ordinaryuslarına ne derece itibar etmemiz gerektiğini anlayacağız. İyi okumalar :)

    Meteorolojik tahmin modelleri, hava durumunu tahmin etmek için kullanılan karmaşık bilgisayar simülasyonlarıdır. GFS (Global Forecast System), ECMWF (European Centre for Medium-Range Weather Forecasts) ve ICON (Integrated Forecast System) gibi modeller, atmosferin durumunu anlamak ve gelecekteki hava koşullarını tahmin etmek için kullanılır. Bu modellerin bölgesel olarak tutarsız olmasının ve neden her gün değişkenlik gösterdiğinin çeşitli nedenleri vardır. İşte bu durumun bazı teknik açıklamaları:

    **Başlangıç Koşullarının Hassasiyeti:** Meteorolojik tahmin modelleri, başlangıç koşullarına son derece duyarlıdır. Bu, atmosferin mevcut durumunun modelin doğruluğunu büyük ölçüde etkilediği anlamına gelir. Atmosferdeki küçük değişiklikler bile, özellikle uzun vadeli tahminlerde, büyük sonuçlar doğurabilir. Bu, "kaos teorisi" veya "kelebek etkisi" olarak bilinir.

    **Model Çözünürlüğü ve Parametreleştirme:** Modeller, gerçek dünyanın bir yaklaşımıdır ve her meteorolojik olayı tam olarak yakalayamazlar. Model çözünürlüğü, modelin ayrıntı düzeyini belirler. Daha yüksek çözünürlüklü modeller, daha küçük ölçekli hava olaylarını daha iyi yakalayabilir, ancak daha fazla hesaplama gücü gerektirir. Ayrıca, bazı atmosferik süreçler (bulut oluşumu, yağış, rüzgarlar vb.) modellerde parametreleştirilir, yani basitleştirilmiş matematiksel formüllerle temsil edilir. Bu parametreleştirmeler her zaman gerçek dünya koşullarını tam olarak yansıtamaz.

    **Veri Girdilerinin Kalitesi ve Kapsamı:** Tahmin modelleri, uydu verileri, hava durumu balonları, radar ve yüzey gözlemleri gibi çeşitli kaynaklardan gelen verilere dayanır. Bu verilerin eksikliği veya düşük kalitesi, model çıktılarının doğruluğunu etkileyebilir. Özellikle uzak veya az gözlemlenen bölgelerde veri eksikliği, model tahminlerinin doğruluğunu azaltabilir.

    **Fiziksel Süreçlerin Karmaşıklığı:** Atmosfer, oldukça karmaşık ve sürekli değişen bir sistemdir. Bu karmaşıklık, modellemeyi zorlaştırır. Atmosferik dinamikler, kimyasal süreçler ve okyanus-atmosfer etkileşimleri gibi faktörler, model tahminlerinin değişken olmasına neden olur.

    **Bölgesel Özellikler:** Coğrafi özellikler (dağlar, okyanuslar, ormanlar vb.) ve yerel iklim koşulları, hava durumunu önemli ölçüde etkileyebilir. Modeller, bu bölgesel özellikleri ve yerel etkileri her zaman tam olarak hesaba katamaz. Özellikle karmaşık coğrafyalarda, modellerin doğruluğu sınırlı olabilir.

    **Model Güncellemeleri ve Yenilikler:** Meteorolojik modeller sürekli geliştirilmektedir. Yeni bilimsel bulgular, algoritmaların güncellenmesi ve daha iyi hesaplama tekniklerinin kullanımı, model çıktılarını zaman içinde değiştirebilir.

    Sonuç olarak, GFS, ECMWF ve ICON gibi meteorolojik tahmin modelleri, atmosferin son derece karmaşık ve sürekli değişen doğasını temsil etmeye çalışırken, başlangıç koşullarının hassasiyeti, model çözünürlüğü, veri kalitesi, atmosferin karmaşıklığı ve bölgesel özellikler gibi bir dizi zorlukla karşı karşıyadır. Bu faktörler, modellerin bölgesel olarak tutarsız olmasına ve her gün değişkenlik göstermesine neden olur.