Tahmin Konularına Erişebilmek, Görselleri Görebilmek, Yorum Yapabilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.

  • Bu bölümden türkçe konulu, ders niteliği taşıyan ve edebi metin içerikli notlarınız paylaşabilir, hem eğitici hem de öğretici bilgiler edinebilirsiniz. ;) İyi forumlar ;)

    Türkçe ya da Türk dili, batıda Balkanlar’dan başlayıp doğuda Hazar Denizi sahasına kadar konuşulan Altay dillerinden biridir. Yaşı, en eski hesaplara göre 8500 olan Türkçe, bugün yaşayan Dünya dilleri arasında en eski yazılı belgelere sahip olan dildir. Bu belgeler, çivi yazılı Sümerce tabletlerdeki alıntı kelimelerdir.[12] Türk yazı dilleri içinde Oğuz sahası yazı dillerinden Osmanlı Türkçesinin devamını oluşturur. Başta Türkiye olmak üzere eski Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasında konuşulan Türkçe, dünyada en fazla konuşulan 5. dildir. Türkçe sondan eklemeli bir dildir.[13] Bundan ötürü kullanılan herhangi bir eylem üzerinden istenildiği kadar sözcük türetilebilir.[14] Türkiye Türkçesi bu yönünden dolayı diğer Türk dilleriyle ortak ya da ayrık bulunan onlarca eke sahiptir.[15] Türkçe çok geniş kullanımıyla birlikte zengin bir dil olmasının yanı sıra, genel itibarıyla “özne-nesne-yüklem” biçimindeki cümle kuruluşuna sahiptir.
    415px-Turk%C3%A7eKonu%C5%9FanDa%C4%9F%C4%B1l%C4%B1m.png
    Türkiye Türkçesi konuşanların dünya üzerinde yayılımı
    Resmi Dil
    Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kıbrıs Cumhuriyeti, Makedonya (Şehir seviyesinde), Kosova,Irak (Bölgesel)
    1.000.000 dan fazla konuşan
    Almanya
    500.000 - 1.000.000 arası konuşan
    Bulgaristan, Suriye
    100.000 - 500.000 arası konuşan
    Fransa, Hollanda, Belçika, Birleşik Krallık, Avusturya, ABD, Özbekistan,Azerbaycan, Rusya
    25.000 - 100.000 arası konuşan
    Yunanistan, Avustralya, Kanada, Meksika, Rusya, İsveç, Danimarka, İsviçre, Romanya
    25.000 az konuşan/ hiç konuşmayan
    Kalan ülkeler
    Türkiye Türkçesi, batıdan doğuya doğru Balkanlar, Ege Adaları, Anadolu, Kıbrıs, Orta Doğu olmak üzere Avrupa ve Asya kıtalarında yazı dili ve çeşitli ağızlarıyla konuşulmaktadır. Aynı grupta yer aldığı diğer Oğuz grubu yazı dilleri de bu sahanın doğu ve güneyinde; Kafkaslar, Azerbaycan, İran, Hazar Denizi’nin güneydoğusunda konuşulmaktadır.
    “İstanbul ağzı”, Türkiye Türkçesi yazı dilinin kaynağı olarak kabul edilir; yazı dili bu ağız temelinde oluşmuştur. Anadolu ağızlarında ve Türk yazı dillerinin bazılarında bulunan "açık e" (/ǝ/), "hırıltılı h" (/ḫ/) ve "öndamaksıl n" (/ŋ/) sesleri, İstanbul ağzı dolayısıyla yazı dilinde de yoktur. Ayrıca yine diğer Türk lehçe ve ağızlarında bulunan /q/, /w/ gibi fonemler de bulunmaz.

  • Whisper

    Konunun başlığı değiştirildi. Eksi Başlık: “TÜRKÇE” Yeni Başlık: “Türkçe”.
  • TÜRKÇE DERS NOTLARI

    SÖZCÜK ANLAMI
    Anlamı olan en küçük ses birliğine sözcük
    denir. Sözcükler cümleyi oluşturan
    unsurlardır. Sözcükler kendi başlarına anlamlı
    olmakla birlikte cümlede de anlam kazanır ve
    bu nedenle de değişik anlamlarda
    kullanılabilir. Şimdi bu anlamları görelim.
    GERÇEK VE MECAZ ANLAM


    Gerçek anlam, bir sözcüğün temel anlamıdır.
    Buna sözcüğün ilk akla gelen anlamı da denir.
    “İnce” sözcüğünü ele alalım. Gerçekte “kalın
    karşıtı” olan, nesnelerin eni ile ilgili
    kullandığımız bu sözcük,
    “Üzerinde ince bir gömlek vardı.”
    cümlesinde gerçek anlamı ile kullanılmıştır.
    “Yaşlı kadına yer vermen ince bir
    davranıştı.”
    cümlesinde ise sözcük gerçek anlamı ile
    kullanılmamıştır. Bu cümlede yeni bir
    anlamda kullanılmıştır.
    Sözcüğün gerçek anlamından uzaklaşarak
    kazanmış olduğu bu yeni anlam, mecaz
    anlamdır. İnce sözcüğü bu cümlede
    “beğenilen, güzel” anlamında kullanılmıştır.
    “Çocuğu hep ağır çantayı kaldıramadı.”
    “Evin camlarını kırmışlar.”
    “Bahçedeki kuru otları yakmış.”
    Yukarıdaki cümlelerde altı çizili sözcükler
    gerçek;
    “Çocuğu ağır işlerde çalıştırmışlar.”
    “N'olur beni kırma, maça birlikte gidelim.”
    “Sınavda yüksek not alamazsam yandım.”
    cümlelerinde ise mecaz anlamda
    kullanılmıştır.
    SOMUT VE SOYUT ANLAM


    Sözcükler varlıkları ve kavramları karşılar.
    Varlık, madde olarak bulunan yani duyu
    organlarıyla algılanabilen bir nitelik taşır.
    İşte duyu organlarımız yardımıyla
    algılayabildiğimiz sözcüklere somut anlamlı
    sözcükler denir. Örneğin “ağaç, insan, dağ,
    kalem, bulut...” somut sözcüklerdir. Ama
    kavramlar duyu organlarımız ile algılanamaz.
    “Üzüntü, sevgi, özlem, kin, akıl” gibi
    sözcükleri herhangi bir duyumuzla
    algılayamayız.
    İşte bu tür sözcüklere de soyut anlamlı
    sözcükler denir.
    TERİM ANLAM
    Herhangi bir bilim, sanat ya da meslekle ilgili
    özel bir kavramı karşılayan sözcüklere terim
    denir.
    Matematikte kullanılan açı, üçgen,
    karekök...
    Edebiyatta kullanılan öykü, ölçü, kafiye,
    dize...
    Sosyal bilgilerde kullanılan iklim, ölçek, eş
    yükselti…
    Fen bilgisinde kullanılan hücre, soymuk
    boruları, sindirim sistemi, sinir... sözcükleri
    terimdir. Çünkü bunlar yukarıda adı geçen
    alanlar ile ilgili özel anlamı olan sözcüklerdir.
    EŞ ANLAM


    Aynı kavramı karşılayan farklı sözcüklere eş
    anlamlı sözcükler denir.
    Ayakkabı - kundura
    Siyah - kara
    Rehber - kılavuz...
    Yukarıdaki sözcükler farklı yazılışlarda olsa da
    aynı varlık ya da kavramı anlattığından eş
    anlamlıdır.
    KARŞIT (ZIT) ANLAM


    Birbirine karşıt kavramları karşılayan
    sözcüklere karşıt anlamlı sözcükler denir.
    Karşıt anlamlı sözcükler iki zıt noktayı belirtir.
    Güzel - çirkin
    Sevmek - nefret etmek
    Gece - gündüz...
    Burada yeri gelmişken, her sözcüğün karşıt
    anlamlısının olmadığını da belirtelim.
    Örneğin “su, aramak, yeşil...” gibi
    sözcüklerinin karşıt anlamlısı yoktur.
    DEYİM
    Birden fazla sözcükten meydana gelen,
    sözcüklerden en az birisi mecaz anlamıyla
    kullanılan söz öbekleridir. Deyimlerin en
    önemli özelliklerinden biri en az iki sözcükten
    oluşmalarıdır.
    “Dikmek” sözcüğü tek başına deyim olmaz.
    Deyimi oluşturması için bir başka sözcükle
    kullanılması gerekir. Örneğin “göz” sözcüğü
    ile kullanıldığında, “göz dikmek” olur ki, bu
    sözler deyimdir. Artık “dikmek” sözcüğü
    gerçek anlamını yitirmiştir.
    Deyimlerin önemli özelliklerinden biri de
    kalıplaşmış sözler olmalarıdır. Deyimi
    oluşturan sözcüklerden en az biri kendi
    anlamlarından uzaklaşmıştır.
    “Dil uzatmak”
    “Küplere binmek”
    TÜRKÇE DERS NOTLARI
    2
    “Saman altından su yürütmek”
    deyimlerini düşünelim. Bu deyimleri oluşturan
    sözcükler artık gerçek anlamında değildir.
    “Dil uzatmak” birine kötü söz söylemek,
    “Küplere binmek” çok sinirlenmek,
    “Saman altından su yürütmek” ise başkalarına
    sezdirmeden gizli işler yapmak anlamına gelen
    birer deyimdir.
    SESTEŞ (EŞ SESLİ) SÖZCÜKLER
    Yazılışları aynı, anlamları farklı sözcüklere
    sesteş sözcükler denir.
    “Su gelir güldür güldür
    Gel de yâr beni güldür.”
    Yukarıdaki dizelerde “güldür” sözcükleri
    yazım bakımından aynı seslerden oluşmuş;
    ama farklı anlamlarda sözcüklerdir. Sadece
    yazım bakımından benzeşmiştir. Birinci
    dizedeki suyun akarken çıkardığı “yansıma
    ses”; ikinci dizedeki ise “gülmek” eyleminden
    türetilen “güldürmek” eylemi.
    “Bu yüz bana yabancı gelmedi.”
    “Ben her şeyi bilemem ki.”
    “Bu çay yazın kurur.”
    cümlelerindeki altı çizili sözcüklerin sesteşi
    vardır.
    DOLAYLAMA
    Bir sözcüğü birden fazla sözcükle ifade
    etmeye dolaylama denir. Dolaylamaların
    temelinde halkın benimsemesi vardır.
    Örneğin bizler nasıl oluştuğuna pek bakmadan
    “aslan” için “ormanların kralı” deriz. Çünkü
    insanlar arasında bu, öyle benimsenmiş, kabul
    görmüştür.
    Kaleci: File bekçisi
    Turizm: Bacasız sanayi
    Kömür: Kara elmas...
    YANSIMA SÖZCÜKLER
    Doğada duyulan seslerin taklit edilmesiyle
    oluşan sözcüklere yansıma denir.
    “Suyun şırıltısı insanı dinlendirir.”
    “Kedinin acı miyavlaması ile uyandım.”
    “Şu cızırtıyı durdurun artık.”
    cümlelerindeki altı çizil sözcükler birer
    yansımadır. Çünkü bu sesleri biz doğada
    duyuyoruz.
    İKİLEME


    Sözün anlamını pekiştirmek, onu
    zenginleştirmek ya da değişik anlam ilgileri
    oluşturmak için iki sözün bir araya
    getirilmesiyle oluşan söz öbeklerine ikileme
    denir.
    İkilemeler aynı sözcüğün tekrarıyla, yakın
    anlamlı sözcüklerin tekrarıyla, karşıt anlamlı
    sözcüklerin tekrarıyla, biri anlamlı biri
    anlamsız sözcüklerle yapılabilir.
    “Adam acı acı güldü.”
    cümlesinde ikileme aynı sözcüğün tekrarı ile,
    “Yalan yanlış sözlerle bizi oyalamışlardı.”
    cümlesinde yakın anlamlı sözcüklerin bir
    arada kullanılması ile,
    “Gece gündüz çalışıyordu.”
    cümlesinde karşıt anlamlı sözcüklerin bir
    arada kullanılması ile,
    “Lütfen saçma sapan konuşma.”
    cümlesinde ikileme biri anlamlı, biri anlamsız
    sözcüklerin birlikte kullanılması ile
    oluşmuştur.
    AD AKTARMASI


    Benzetme ilgisi kurmadan bir sözün, başka bir
    sözün yerine kullanılmasına ad aktarması
    denir.
    “Seni şirketten aradılar.”
    cümlesinde “şirket” sözcüğünde ad aktarması
    vardır. Burada şirkette görevli birinin, örneğin
    sekreterin araması söz konusudur. Ama
    cümlede “şirketten” sözü ile genel söylenip,
    özel anlam anlatılmak istenmiştir.
    “Ben ortaokulda Akif'i çok okudum.”
    cümlesinde “Akif” sözü ile Mehmet Akif'in
    şiirleri kastedilmiştir.
    “Öğretmen içeri girince sınıf ayağa kalktı.”
    cümlesinde “sınıf” sözcüğünde ad aktarması
    vardır. Bu cümlede “sınıf” ile anlatılmak isten
    “öğrenciler”dir. Dış söylenerek iç
    kastedilmiştir.
    “Batı teknolojide bizden ileridir.”
    “Türkiye sizinle gurur duyuyor.”
    “Soba yanınca oda ısındı.”
    cümlelerindeki altı çizili sözcüklerde ad
    aktarması söz konusudur.
    CÜMLEDE ANLAM
    CÜMLE ANLAMI
    Cümle, yargı bildiren sözcük ya da söz
    öbeğidir.
    Bir sözün yargı bildirmesi, şahıs ve kip
    bildirecek biçimde çekimlenmesine bağlıdır.
    Bu özelliği gösteren tek bir sözcük cümle
    olabileceği gibi, birbirini tamamlayan birçok
    sözcük de cümle özelliği gösterebilir.
    Bu açıdan,
    "Çalışıyorum." sözcüğü,
    "Çalışkanım." sözcüğü de cümledir.
    "Yarınki sınava hazırlanıyorum." da
    cümledir.

    • YENİ

    TÜRKLERİN TARİH BOYUNCA KULLANDIĞI ALFABELER

    Tarih boyunca birçok devlet kuran ve uygarlık haline gelen Türk devletleri yaşadığı dönemler boyunca farklı alfabeler kullanmışlardır. Tarihin ilerlemesiyle ve çağın değişmesiyle harfler ve yazılar değişmiş, bazı dönemlerde farklı alfabelerden faydalanılmıştır. Uzun süren savaşlar ve fethedilen topraklarda birçok milletle iletişim kurulmuş ve onların dillerinden bir parça alınmıştır. Farklı alfabelerin kullanılmasıyla kültürel etkileşimler yaşanmış ve değişimler meydana gelmiştir.


    1.Göktürk (Kök Türk) Alfabesi: Türklerin kullandığı alfabeler arasında ilk olanı Göktürk (Kök Türk / Orhun) alfabesidir.


    Metinleri isim olarak Göktürk veya Orhun olarak adlandırılır.

    Türklerin ilk milli alfabesidir.

    Bu alfabeyi Hunlar, Göktürkler ve Türk kavimler kullanmış, eklemelerde bulunmuşlardır.

    Yabancı etkilerden uzak bir alfabedir.

    Göktürk alfabesi 38 harften meydana gelmektedir.

    Bunlardan 4’ü ünlü, 31’i ünsüz ve 3’ü çift ünsüz sesler için kullanılır. Ünlüler için kullanılan harflerin her biri ikişer ünlüyü karşılamaktadır. Dördü sesli olup, sekiz sesi karşılar, geri kalan harfler sessiz harf statüsündedir.

    Büyük ve küçük harf yoktur.

    “ok, ko, uk, ku, ük, kü, nç, nd” gibi heceler özel harflerle gösterilir.

    Sağdan sola doğru yazılır ve aynı şekilde okunur.

    Orhun Yazıtları Göktürk alfabesi ile yazılmıştır. Yenisey Yazıtları da Göktürk alfabesi ile yazılmıştır.

    Noktalama işareti olarak sadece “:” kullanılmıştır.

    Aynı Türkçedeki gibi hece sistemi üzerine kurulmuş sondan eklemeli bir dildir.

    İslamiyet’ten sonra bu alfabe kullanılmamıştır.


    2.Uygur Alfabesi: Türklerin kullandığı alfabeler arasında ikinci olarak kullanılan alfabe Uygur alfabesidir.


    Göktürklerden sonra kurulan Uygurlar tarafından kullanılmıştır.

    18 adet işaretten, sembolden meydana gelmiştir.4 sesli harf yer alır.

    Sağdan sola ve harfler birbirine bitişik olacak şekilde yazılır. Yalnızca ”Z” harfi ayrı yazılır.

    Bu yazının kâtiplerine yani yazıcıları “bakşı, bakşıgeri veya serbahşı” şeklinde adlandırılır.

    Timur İmparatorluğu ve ona ait diğer devletler de Uygur alfabesini kullanmıştır.

    Uygur alfabesiyle yazılan ilk metinler 9. yüzyıla aittir.

    Bu alfabe ile edebiyat, sanat, din ve hukuk alanlarında birçok eser yazılmıştır.


    3) Arap-İslam Alfabesi: Türklerin İslamiyeti kabulünden sonra gerçekleşen bu dönemde bu alfabe ön plana çıkmış ve yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.


    Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra dile dini kavramlar hızla girmeye başlamıştır.

    Bu dini kavramların telaffuzu ve doğru yazılışı hususunda ayrılıkları önlemek için Arap alfabesine geçilmiştir.

    Arap Alfabesi 28 harften oluşmaktadır. Türkçe’nin ses özelliklerini tam karşılamadığı için dilimize uygun eklemeler yapılarak 31/36 harfle kullanılmıştır.

    Arap alfabesinde bulunmayan ç, p, j gibi sesleri karşılayan harfler eklenmiştir. Sağdan sola yazılır. Arap alfabesi ünsüz sesler üzerine kurulmuştur. Ünlü sesler kelimelerde gerekmedikçe gösterilmemiştir. Ünsüz harflerin özelliklerine göre ünlü sesler telaffuz edilmektedir.

    Arap alfabesinin kullanımı Karahanlı döneminden, Harf İnkılabı olan 1 Kasım 1928’e kadar sürmüştür.

    Osmanlı döneminde Arapça, Farsça ve Türkçe’nin karışımından oluşan Osmanlıca ile birlikte bir bütün oluşturmuştur.

    Bu alfabe ile Türk-İslam tarihinde önemli eserler verilmiştir. Arap alfabesinin bizdeki ilk önemli ürünleri: Kutadgu Bilig, Divanü lügati’t-Türk ve Atabetü’l-Hakayık’tır.

    Bunlardan Kutadgu Bilig ile Atabetü’l-Hakayık Uygur alfabesiyle de yazılmıştır.


    4) Kiril Alfabesi: Türklerin Kiril alfabesine geçişi Rusya topraklarında gerçekleşmiştir. Yunan alfabesinden geliştirilen bu Rus alfabesi, zorla kabul ettirilmiş bir alfabedir.


    Ruslar, sınırları içindeki Türklerin birlik olmasını engellemek amacıyla, “tek alfabe” yasağı koyarak farklı semboller ve şekillerle dolu alfabeler hazırlamıştır.

    Bu alfabe Türklerin kullandığı fakat Türkiye Türklerinin kullanmadığı bir alfabedir.

    Türkler arasında 20 çeşit Kiril alfabesi kullanılmıştır.

    Kiril Alfabesi Türklerin kullandığı alfabeler arasında en çok sesli harf barındıran alfabedir.

    38 harften oluşan alfabenin 11’i sesli harftir.

    Soldan sağa doğru yazılır.

    Halen bugün bazı Türk toplulukları Kiril alfabesini kullanmaktadır.


    5) Latin Alfabesi: Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra 1928 yılında ülkemizde kullanılmaya başlanmıştır.


    Arap alfabesinin Türkçenin yapısına uymaması Latin alfabesine geçişin önemli nedenlerindendir.

    Latin alfabesinde bulunmayan, Türk dilinin yapısına uygun “ç, ş, ğ, ö, ü”, harfleri eklenmiştir.

    Latin alfabe sisteminden bulunan “q x, w” harfleri Türkçe dil yapısına uymadığı için kaldırılmıştır.

    Latin alfabesinde bulunan “I-i” harfinin yanında “ı” ve “İ” şekilleri de kullanılmaya başlanmıştır.

    Soldan sağa doğru yazılır.

    Türkiye ve Avrupa Türkleri tarafından kullanılan bu alfabe, diğer kullanılan alfabelere göre daha kolay ve öğrenilmesi daha basittir.

    Okuma–yazmayı kolaylaştırma amacıyla Latin alfabesine geçilmiştir

    Mesaj defa düzenlendi, son düzenleyen ArdaAlper ().